Çocuk Oyun ve Okul

Çocuk Oyun ve Okul

Çocuklarımıza verebileceğimiz en önemli şey nedir? Evet, sevgimizdir. Sevgiyle büyüteceğimiz çocuklarımız için, önce kendimizi geliştirmeliyiz. Annenin hamilelik süreci bile bunun için yeterli olacaktır. Doğum ile çocuğumuza kavuşana kadar, anne babanın yapması gerekenleri ve çocuğumuzun gelişimi ile ilgili kendimizi eğitmeliyiz. Birçok dergi, kitap okuyabilir, internette araştırmalar yapabiliriz. Tabii doğru kaynakları okumak, internetteki bütün bilgilere güvenmemek lazım, buna dikkat etmeliyiz. Her sağlıklı anne baba gibi bizim de tüm imkanlarımızı çocuklarımız için kullanacağımızdan şüphem yok. Ama dediğim gibi, önce kendimizi sonra çocuklarımızı eğitmeliyiz.

Çocuğumuzu hayata hazırlamanın en önemli aracı nedir? Eğitim mi? Okul mu? Spor mu? Bunların değerli olduğunu hepimiz biliyoruz, ama en başında oyun geliyor. Çocukların oyun oynayarak öğrendiklerini düşünelim. Zihin ve dil gelişimi (konuşma, hayal gücü, zeka seviyesi, sorun çözme yeteneği gibi), psiko-motor gelişim, diğer kas gelişimleri, duygusal gelişim, sosyal gelişim gibi temel bir çok başlıktan bahsedebiliriz. Elbette daha fazlası da var. Oyun, ebeveynler için çocuğu meşgul etmek veya bir eğlence aracıyken, çocuklar için ciddi bir iştir. “Bunları oynarken şu deneyimleri kazanacağım, şu yönlerim gelişecek” diye bir düşünce tabii ki olmayacak. Ama gözümüzün önüne oyuncaklarıyla oynayan bir çocuk getirelim ya da yakınımızda varsa kalkıp bir bakalım. İşini ne kadar ciddiye alıyor değil mi? Oyunları sadece oyuncaklarla oynananlar diye düşünmememiz lazım. Arkadaşlarıyla, ailesiyle oynadığı oyuncaksız oyunlar, boyama, kum vb ile oynama da gelişime dahildir.

Sadece bedensel gelişim olarak düşünmeyelim. Kendimizden düşünürsek, oyunlar sayesinde çevremizle iletişimimiz gelişti, kendimizi ve başkalarını tanıdık. Hatta sorunlar yaşadık ve baş etmeyi, çözüm üretmeyi öğrendik. Örneğin hiç arkadaşlarıyla oynamamış bir çocuğun ekip çalışmasında başarılı olmasını bekleyemeyiz. Yetişkinler için bile kimi becerilerini geliştirebilmeleri için oyunlar öneriliyor, ama çocukların gelişimi kadar hızlı ve sağlam olmasını beklememeliyiz.

Zeka gelişiminin büyük kısmını (son araştırmalar %80 kadarını diyor) 0-3 yaş arasında tamamlar. 20 yaşa kadar artış olur ve 20 yaştan sonra durma noktasına gelir. 20 yaşından sonra zeka gelişimi duruyor demek, bir şey öğrenememek değil elbette. Bunu yanlış anlamayalım. Mevcut zeka ile bir çok yeni bilgi edinilebilir, kabiliyet kazanılabilir. Ama şöyle düşünelim, 20 yaşında futbolcu olmak için antrenman yapmaya başlayan biri mi başarılı olur, çok daha küçükken başlayan mı? Veya yabancı dil öğrenmeyi düşünelim,  hangisi daha başarılı olur?

3-6 yaş aralığında çocukların enerjisi çok yüksektir. Kolay kolay yorulmaz, ebeveynlerinin sabrını zorlayacak kadar harekete devam ederler. Bu yaş aralığındaki çocuklardan sürekli sorular duyarız. Bu ne, nasıl, neden, niye?.. Büyük bir sabırla yanıtlamamız oldukça önemli. Çocuk açık net bir şekilde öğrenmeye çalışıyor! Anlamlandırmaya çalışıyor! Bana bir çocuğun ayakkabı çekeceğini sormasını hep anlatırım, tam şöyle bir diyalogdu:

-Bu ne?
-Ayakkabı çekeceği.
-Neden?
-Ayakkabıyı kolay giyinmemizi sağlıyor.
-Neden?
-Bazen bunun yerine elimizi kullandığımızda parmağımız acıyor, acımasın diye.
-Neden?
-Parmak ayakkabı ile ayak arasında kalıyor, acıyor.
-Neden?
-Elimiz bunu yapmaya uygun değil. Çekecek kullanmalıyız.

Çocukların sorularına yanıt vermek çok önemli, bir de anlaşılır, net olmak lazım. Bir çok eşya, canlı, kavram bu yaşlarda sorarak ve kullanarak öğreniliyor.

Çocuklar oyuncaklarla oynamayı severler. Aman dikkat, çocuklarımıza sevgimizi göstermek veya onu ödüllendirmek için oyuncak almayalım. Oyuncak bir ihtiyaçtır. Çocuğumuzla birlikte bizim oyun oynamamız da değerlidir. Ama unutmayalım, oyunların kurallarını hep çocuklar koyar. Biz ayak uydurmalıyız. Oyun oynarken konuşmayı, bedensel olarak yakın olmayı, arada bir sarılmayı, çocuğun oyundaki görevlerine uymayı ihmal etmemeliyiz. Yerlerde yuvarlanmamız bizim için de eğlenceli olacaktır. Bir bakmışız ki biz de kahkahalar atıyoruz. Oyun haricinde de oyuncakları konusunda saygı göstermeliyiz. Unutmayalım o onun eşyaları. Yerini değiştirirken, kaldırırken hatta kendimiz oynamak için izin istemeliyiz. Ama çocuğumuzun da bizden bir şey isterken lütfen demesine önem göstermeliyiz. Oyunları oynarken çocuğumuzu izleyelim, göreceksiniz ki bizi taklit ediyor. İyi örnek olalım ki, bütün bir hayatı boyunca iyi bir rol modeli olsun.

Çocuğumuzu yetiştirirken, onu da kendimizi de üzmemek için kıyaslamamalıyız. Herkes gibi, bizim çocuğumuz da kendine özgü bir birey, unutmayalım. Doğru davranışlar için ödüllendirirken sevgimizle, zamanımızla, ilgimizle ödüllendirelim. Duygusal pekiştireçler, nesnelerden çok daha fazla işe yarar. Müdahale gerektirmiyorsa, negatif hareketlerini görmeyelim. Bazen karşımıza alıp konuşmamız da bir ilgi sayılabilir. Yeterince ilgi görmeyen çocuklar hak ettiği ilgiyi almak için kötü davranışlarda bulunabilir. Temelinde şöyle diyebiliriz, negatifi görme, pozitifi ödüllendir.

En zorlu olaylardan birisi ilk aileden ayrı kalış, yani anaokulu zamanıdır. Çocuğumuza anaokulun ne olduğunu somut bir şekilde anlatalım. Orada oyunlar ve arkadaşların olduğunu, anne babaların çocukları bıraktıktan sonra yanlarından ayrıldığını, çıkarken aldığını söyleyelim. Anaokulunda karşılaşabilecekleri sorunlardan da bahsetmemiz gerekiyor. Ağlayan veya yaramazlık yapan çocukların olabileceğini bilmeli, çıkışta alacağımızı birkaç kere söylemeliyiz ki panik yapmasın. Unutmayın, farklı bir ortam, farklı insanlar, anne-babadan uzak kalış çocuğumuz için büyük ve zorlu bir deneyim olacak.

Çocuğumuza evde okuma yazma öğretmek gibi çabalara girmeyelim. Okulda zaten öğrenecek. Hatta evde bile kendi kendine kimi şeyleri çözen çocuklar görüyoruz. Ev ile okulun farkı olmalı. Evde daha çok çocuğumuzun ihtiyacı olan, eksik gördüğümüz yönleriyle ilgilenmeliyiz. Paylaşmak, konuşmak vb gibi olabilir. Aslında şu şekilde özetlesek, çok daha kolay anlaşılabilir. Çocuğumuza okuma yazma öğretmek yerine, kalem tutmayı (boya kalemleri de olabilir), boyama yapmayı, şekil çizmeyi içeren oyunlar oynarsak, küçük motor kasları gelişeceği için çok daha kolay yazma öğrenecektir ve iddia ediyorum, el yazıları daha güzel olacaktır.

Son olarak değinmek istediklerimi şöyle sıralayabilirim:

  • Çocuklarımızın birer birey olduğunu unutmayalım. Eşyalarına, haklarına saygılı davranalım. Bu sayede kendine saygısı da sağlam oluşacaktır, çevreye saygısı da.
  • Konuşurken göz teması kurmaya dikkat edelim. Eğilerek, dizlerimizin üstüne çökerek aynı hizaya gelip konuşalım. Söylediklerini dikkatle dinleyelim, sözlerini kesmeyelim, sorularına sabırla, anlaşılır ve net (tutarlı) cevaplar verelim.
  • Okul hakkında konuşmak istemeyebilir, çocuk kaç yaşında olursa olsun mahremiyet alanı kuruyordur. Size işle ilgili soru sorduklarında sadece “iyiydi” deyip geçiştirmenizi düşünün. Okulla ilgili bilgi almak isteyebiliriz, çocuğumuzdan bilgi alsak da almasak da öğretmeni ile bunu konuşmalıyız.
  • Çocuğumuzun her istediğini yapamayız ve hatta yapmamamız gerekenler de var. Ama reddederken, nedeniyle beraber açıklayalım, onun yerine şunu yapabilirim diye alternatif sunalım.
  • Çocuğumuzla oyun oynayacağız, beraber bir sürü şey yapacağız. Ama “ben anne/babadan çok arkadaşıyım” demeyelim. Öyle davranmayalım. Çocuklarımız arkadaş edinecektir, ebeveynleriyse sadece biziz.

 

Emre Oğuzcan Özdemir

Bu gönderiyi paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir