izmir depremi, deprem, çatlak,

İzmir Depremi

İzmir Depremi

Eleştiri veya görüş sunacakken, zaman tanımak gerekebiliyor. Konu sıcakken ağzı yakıyor, ne tadını alabiliyoruz, ne de ağzımızdaki zararlı bir şey mi anlayabiliyoruz. Ben de biraz kendime süre verdim, az sonra anacağım konularla alakalı bir şeyler yazmak için.

İzmir’de 100den fazla canı kaybettik bu depremde. Birçok insan (genelde sosyal medya üzerinden) yaşadıklarını, hissettiklerini paylaştı. Acılar yarıştırılmaz, ama “şu kadar acı çekmediğin sürece insan değilsin” gibi ölçütler koymaya çalışanlar da var, kaybettiğimiz canları ötekileştirenler de. Depremde bu kadar canı kaybetmemizin nedeni yetersiz yapılar. Bunu hepimiz biliyoruz. Başka bir nedeni yok. Peki, ötekileştirmelerin nedeni ne? Veya acıları yarıştırmanın nedeni ne?

Ötekileştirmenin ve acı yarıştırmanın nedenlerinin bir kısmını sıralayayım. Naçizane birkaç önerim de olacak tabii. (Asla “bu nedenlerden dolayı bunu normal görmeliyiz” demiyorum, yanlış anlaşılmasın.)

  • Evvela, kendisini korumak için başkalarıyla arasına mesafe koymaya çalışıyor insanlar, duvarlar örüyor, silahlanıyor (bildiğin tabanca da olabilir bu, nefret söylemleri de). Daha sonrasında komşusuyla düşman haline gelmiş insanları görüyoruz.
    • Yapılması gereken özgüveni artırmaya çalışmak. Kendine güvenen insan, silaha veya nefrete sarılmaz. Sakindir.
  • Siyaset çok önemli. Uçlaştıran söylemlerle yönetilen toplumlarda böyle nefret söylemleri de artar.
    • Aksine, birçok azınlığın ortak yönettiği, kapsayan, kucaklayan yöneticilerin olduğu toplumlarda bireyler daha kolay kabul eder kendisine benzemeyenleri.
  • Böyle durumlarda en keskin davranışların temelinde korku var. Korku, bilmediğiniz şeye karşı olur. Hayatında ilk defa güvercin gören bir insan düşünün. Çocuk veya yetişkin, fark etmez. Güvercine korku duyar. Asla zarar vermeyecek, yırtıcı olmayan bir kuş. Ama bilmediğimize duyduğumuz ilk tepki korkudur. Bunun biyolojik nedenleri var. Zararlı mı değil mi bilmediğimize temkinli oluruz. Daha önce kaynaşmamış iki insan da birbirine korku duyar. Korktuğunu ötekileştirir, eğitim veya kültürel yapıya göre de nefrete kayan duygular yaşar.
    • Ne kadar farkı insan, ne kadar farklı kültür tanırsa kişi, ne kadar çok ortak iş yaparsa o kadar benimser, ortak nokta bulur.
  • Acıları yarıştırmak, aslında ben varım deme çabasıdır. Yani, çektiğini söylediği acıya başkalarını ikna etme çabası. “Sosyal medyada paylaştıkların yetmez, ben gördüm, gün içinde mutluydun, demek ki acı çekmiyorsun” demek, “ben senden daha çok acı çekiyorum” demektir. Aslında hiç acı çekmemek, dikkat çekmektir. Acılar yarıştırılmaz. Yakınını kaybeden bir insan da gün içinde gülebilir, günlük hayatını yaşayabilir.
    • Bunun gibi şeylerin aslında pek bir çözümü yok. Genelde “hissiz” diye adlandırdığımız insanlar, kimi psikolojik sorunları olanlardır. Duygu durum bozukluğu olabilir, narsistik kişilik bozukluğu olabilir, başka şeyler de çıkabilir. Böyle insanları kendimiz tedavi edemeyiz. Psikiyatrik müdahale gerekebilir. Ama çocuğumuz böyle olmasın dersek, kimi şeylere dikkat edebiliriz. Mesela, her duygusunu yaşamasına izin verebiliriz. Üzülmemesi, çok sevinmemesi, ağlamaması, şımarmaması, yenilmemesi gibi şeyler için uğraşmayı bırakabiliriz. Her bir duygunun yeri var. Hepsini tatmalı. Hüzün de, sevinç de, galibiyet de, mağlubiyet de yaşamasına izin vermeliyiz. Çocuklukta, ergenlikte yaşanmamış her duygu ileri yaşlarda çok daha büyük sorunlara neden olabilir.

 

Emre Oğuzcan Özdemir

Bu gönderiyi paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir