tartışma, çift, kavga, haklı kim

Kim Haklı?

Kim Haklı?

Tabiatın kanunu gibi bir şeydir, herkes çatışma anında ben haklıyım der. Hayır sen haklısın diye tartışanları gördünüz mü hiç? Komedi filminden bir sahne gibi olurdu sanırım. Hayatımızı bir film gibi düşünürsek, hepimiz için başrol kendimiziz. Yani her şeyi kendi gözümüzden görüyoruz, yaptığımız her şeyin kendi içinde bir mantığı, bir nedeni var.

Her hangi bir suçlu düşünelim, mesela bir hırsız, o bile kendi yaptığına bir haklılık, bir neden üretir ve kendini öyle savunur. “Bu düzenin adaletsiz olduğunu düşündüm”, “o parada benim de hakkım var, ama bana vermediler” der mesela. Tabii adalet karşısında bu savunmaların bir anlamı olmasa da, psikolojide yeri var. Elbette savunma mekanizmasında kullanılıyor ama asıl olay savunmada değil, harekete geçmede. Kimse haksız olduğunu düşündüğü şeyi yapmaz.

Bunu çok güzel anlatan bir fıkra var. Nasreddin Hoca’ya kavga etmiş iki kişiyi getirirler ve sen karar ver kim haklı derler. Hoca ikisini de dinler. Birisi “o beni dövdü” der, Hoca “sen haklısın” der. Diğeri “dövdüm çünkü o bana küfretti” der, Hoca “sen de haklısın” der. Bu ikisini Hoca’ya getiren kişi; “Hoca, birinin haklı birinin haksız olması lazım” der. Hoca “sen de haklısın” der. Yani bir olay, iki taraf da haklı, hatta ikisinin de haklı olmasına itiraz eden de haklı.

Peki ikili ilişkilerde haklı kimdir kim karar verecek? İşte bu mümkün değil. Birinin karar vermesini geçtik, bir çok konuda herkes kendince haklı… Onun için bazen haklı, haksız arayışından çıkıp, sorunu gidermeye çalışmalıyız. Zıttı istikamette kürek çeken, ama aynı kayıkta olan iki kişi düşünün. Öyle bir çabadır bazen haklı olduğunu kanıtlamaya çalışmak.

Mutlu, huzurlu çiftlere baktığınızda hiç tartışmıyorlar sanırsınız. Aslında onlar da tartışır, sorun yaşar. Ama bu tartışmayı bitirmeyi de bilirler. Genelde ikisi de karşılıklı özür diler, “haklı veya haksız olmam fark etmez, sesimi yükselttiğim için özür dilerim” gibi cümleler kurulur. Bu ilişkilerde bilinir ki, haklı olmanın değeri, aradaki ilişkiden çok değildir. Ama dikkat, karşılıklı olması durumundan bahsediyorum. Bir tarafın sürekli alttan alması tam bir işkence haline de dönebilir. Veya alttan almak artık görevi olan kişi bir süre sonra öfke patlamaları da yaşayabilir.

İkili ilişkileri mahkeme salonu gibi yaşamayı mı istiyoruz, yoksa balo salonu gibi mi? Kimi tatmin edilmemiş duygular, insanların tartışmadan zevk almasına neden olabilir. Onlar mahkeme salonu gibi hayat yaşamayı tercih edebilirler. Sağlıklı birininse bunu tercih etmemesi beklenen davranıştır. Hayat sınırlı bir süre, bir şekilde denk gelmişiz birbirimize ve bu süreyi birlikte değerlendirmemiz lazım. Kaliteli, mutlu, huzurlu, geçmişi geçmişte bırakarak yaşamak büyük ölçüde bizim elimizde.

Üstü kapatılan büyük sorunlar ileride sorun yaratacaktır. Ama basit ölçüdeki tartışmalar anda kalmalı. Gündüz olan tartışmalar hava kararana kadar sürmemeli, akşam yaşananlar uyuyana kadar çözülmeli.

 

Emre Oğuzcan Özdemir

Bu gönderiyi paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir